31 Mart 2024 seçimi beş geçe mi? 1 Nisan şakası mı?

30 Mart 2024 akşamı Hürkuş İnternet Gazetesi'ne yazdığım köşe yazısında yerel seçim sonuçlarıyla ilgili bazı öngörü ve tahminlerde bulunmuştum. Şu an itibariyle 1 Nisan'ı yaşıyoruz. Türkiye'yi sarsan seçimlerde CHP'nin ana muhalefetin ötesinde bir başarı elde etmesi, iktidarın ise kendisinde vazgeçilmez sandığı yaklaşık yüzde yirmilik oy kitlesinin kolayca kaybolduğunu kabullenememesi büyük bir sürpriz oldu.

Biz o yazımızda karşılaşacağımız sonucu aşağı yukarı tahmin ve öngörülerimizle belirtmiştik. İktidarın, CHP'nin ve DEM PARTİ'nin ciddi oy kaybedeceğini, Emeklilerin ve akıllı oy sahiplerinin bu seçimde iktidar uyarısı yapacaklarını söylemiştik.

O yazıda yine Türk Siyaseti'nde sürekliliğini gösteren bir "ORTA SAĞ" olgusuna işaret etmiştik. Söz konusu "ORTA SAĞ" için aday olabilecek muhtemel 5 partiyi de sıralamıştık.

Bunları neden yazıp tekrar ediyorum? Şunun için: Siyasette öngörünün çok önemli olduğunu vurgulamış olmak için. Doğru öngörüler yapabilmek ise çok daha önemlidir. Danışmanı olmayan, öngörüsüz ve istişaresiz siyaset liderliği yapmaya kalkanlar çekirge misali, iki şans zıplamasından sonra üçüncüsünde çakılıverirler. Siyasetin olmazsa olmaz argümanlarını da böylece hatırlatmak isterim.

DURUMA BAKALIM

Bir Nisan 2024 akşamı bütün sandıkların sayımı bitti. Partilerin aldıkları oylar, kazandıkları belediyeler ve meclis üyelikleri de itirazlar hariç kesinleşti. İlk belirlemelere göre; iktidar Partisi AK PARTİ ile ortağı MHP ve DEM PARTİ, tahminimizde olduğu gibi kaybeden taraf oldular...

Yalnız AK PARTİ'den ve DEM'den ayrılan oylar, tahminimizin aksine küçük partilere gitmedi. İşin AKILLI ve ÖFKELİ yönü, dikkatimizden kaçmış. Emeklilerin İktidarı cezalandıracakları sokağın dilinden de belliydi. Ama bu tavrın bu kadar yüksek bir öfke ve bu kadar AKILLI olacağını düşünmek mümkün olabilecek bir öngörü değildi. İşte bu her iki taraf için de 1 Nisan şakası gibi oldu. Seçim boşluk bırakmadı.Ve bir "ÖFKE SELİ veya ÖFKE PATLAMASI" olarak CHP'nin 20 yıllık beklenti ödülünü oluşturuverdi. Bu doğrunun doğrusu idi.

TÜRK HALKI, HER SEÇİMDE ŞİİR GİBİ OYLAMA YAPAR; PARTİLER VE LİDERLER OKUYAMASALAR DA!

Türk seçmenin zekasına ve siyasi tavrına hayran olmamak elde değildir. Türk halkı her seçimde şiir gibi bir oylama yapmaktadır. "Sağduyu"nun vazgeçilmez gerçeğini adeta kanıtlamaktadır. Emin olun ki bu halkın demokratik bilgelik hakkını teslim etmeliyiz. Çoban, köylü, çiftçi, işçi diye küçümsememeliyiz... Bize düşen halkımızın siyasi reflekslerini anlamaktır. Partiyi kurup, tepeye çıkıp, halkın yanımıza gelmesini beklememeliyiz ya da para ve propaganda araçlarıyla halkın özgür ve saf iradesini kirleterek kendimizi seçmesini mecbur bırakmamalıyız. 40 bin seçmenli ilçede 80 milyon TL'lik kampanya harcaması yapmanın neresi demokratik ahlakla uyumlu olur?

SEÇİM SONUÇLARINA BAKACAK OLURSAK

1. Seçmen, belediyelerin büyük çoğunluğunu CHP'li başkanlara emanet etti. Türk Halkı tenceresi boşken, belediye yönetimlerinin büyük ve maliyetli altyapılar yapmasını istemiyor anlaşılan... Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin ucuz halk ekmeği ve İzmit Belediyesi'nin Yeni Cuma Camii'nin tuvaletini restore ettirip ücretsiz hizmete sunması belki de bu alandaki kayıtdışı siyasi kazanımlarıdır. Çünkü çok uzaklardaki bir hızlı belediye başkanının da her söz verdiği projeleri bihakkıyla yapmasına rağmen şehir merkezindeki camii tuvaletini yıkması ve ucuz ekmek konusunda da duyarlı olmaması sebebiyle şehir halkının gözünden ve partisinin de değerlendirmesinden puan alamayarak aday bile olamadığını düşünürsek. Sosyal Belediyeciliğin halk içinde takdir edilen bir kıymeti var. Yine İBB'ninde İmamoğlu döneminde büyük altyapı projelerini uygulayamadığını iktidarın şiddetle eleştirmesine rağmen İmamoğlu'nun tekrar kazanması da yine aynı kanaatimizi doğrulayan bir sonuç olmuştur. Her büyük altyapıyı, halkın ekseriyası, büyük ihale vurgunu olarak da anlıyor ve buna inanıyor. Halkın bilinçaltında büyük ihaleler yapan başkanlara karşı bir tepki var.

2. Belediyelerin, CHP'ye verilmesinin ikinci bir anlamı da, yıllardır muhalefette çırpınan, iktidar olmak için, halka hizmet etmek için yanıp tutuştuğunu söyleyen CHP'ye bir şans vermek, ve onu yeniden bir sınavdan geçirmek olarak da anlaşılabilir. "Al bakalım; 'haram yemem,' 'rüşvet almam' diyordun ya, kasayı önüne koyuyor, eline teslim ediyoruz, bir dönem de sen yönet, görelim, bakalım." demiş oluyor. Nurettin Sözen zamanındaki İSKİ Genel Müdürlüğü'ndeki gibi olaylar yaşanırsa, emanet oylar geri dönecek demektir bu... Diğer taraftan halkın beğenisini kazanırsan; "Genel seçimlerde de oyumu sana veririm..." anlamını içermektedir.

3. "Orta Sağ" adayı olarak 5 partiden birinin YRP olduğuna bu seçimden işaret çıktı. "Orta Sağ adaylarından biri sen olabilirsin" dedi. Gerçi, Orta Sağ işareti kadar, YRP'in uzun süredir sahada çok çalışmasının, siyaseten de az hata yapmasının, hatta şartları lehine kullanabilmesinin de büyük payı var bu yükselişinde elbette...

4. MHP kısmen düşüşü, kısmen de yerinde saymayı yaşadı.

5. İYİ PARTİ ile aynı siyasi çizgideki ZAFER PARTİSİ de siyasi hatalarının karşılığını gördüler...

6. Hüseyin Baş'ın BTP'si ise hala sistem dışılığını sürdürüyor. Hala varlığı ile Türk seçmeninin dikkatini çekebilmiş değil. Partinin siyasi vitrini yok bir defa. "Siyasi vitrin" ne demekse!!??

İYİ PARTİ ve ZAFER PARTİSİ gibi tabanları aynı olan iki parti, bu seçimde kesin bir düşüş yaşadılar. Bir önceki Genel seçimlerde aldıkları oy oranlarının çok altında kaldılar. Çünkü Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde 16 milyon emeklinin maaş tepkisi bu kadar yoktu. Çarşı-pazar, market fiyatları halkı bu seçimdeki kadar tepki vermeye bilememişti. O seçimde hükümetin terör gibi siyasi hedeflere daha duyarlı olmasını isteyen bir seçmenler vardı. Bu seçimde ise seçmenin çoğunluğu doğrudan doğruya iktidara tepki ve iktidar cezalandırması ile muhalefet ödüllendirilmesine yönelmiş: "Emekli" ve "Akıllı Oy" seçmeni vardı.

İKTİDAR TOPARLANABİLİR Mİ?

Lideriyle, partisiyle 20 yılını tamamlayan, üstelik hala kurumsallaşamayan bir iktidar partisinin etrafını genç liderli yeni partiler sarmışken, öncelikle bu partinin liderinin de yaşının 50'nin altında olması beklenir. Çünkü lider partilerinde, lider yaşlandıysa parti de lider de yaşlanır ve çöker. İsmet İnönü ve Ecevit çatışmasını hatırlayalım. Yine "Orta Sağ" da Demokrat Parti'den beri gelen geleneksel yapı, kısa sürede başka bir "Orta Sağ" partiye dönüşüm-değişim geleneği oluşturmuştur.

AK Parti kurumsallaşamaz mı? Elbette kurumsallaşabilir. Öncelikle lider partisi olmaktan çıkması gerekir. Yani kurucu lider-başkanın Genel Başkanlıktan ayrılması, yeni Genel Başkanın da gerçekten çok büyük reformlar - projeler halka sunması ve halkı samimiyetle ikna ederek partiye dönüşü sağlamayı başarabilmesi gerekir. Böylelikle iktidar partisi hem kurumsallaşır, hem de tekrar iktidar olabilir. Toparlanma her halde başka türlü olamaz. Bugünkü iktidar partisi böylece yerini yeni "Orta Sağ" partiye kaptırmamış olur.

En başta ve ilk akla gelen lider değişimi, daha genç bir başkanın Genel Kurulda seçilerek gelmesi demektir. Sonra bu seçimdeki tepkinin içinde Türk Halkının TBMM'nin elinden alındığı, köşeye itildiği inancına kapılmışlık tepkisi de verdiğini düşünmek istiyorum. Bu seçimde ilginç olarak görülen sandığa kadar gelip hatta oy pusulasını alıp katlayıp tercih mührü basmadan, zor olan boş oy atma becerisini bolca göstermiştir. Sandıktan boş çıkan oylarla sandığa gitmeyen seçmenin oylarını da topladığımızda da ciddi bir yüzde rakamı tutuyor. Bu oyların anlamı da bana göre; "artık siyaset bana eski heyecanı vermiyor." dediğini anlıyorum.

Halk basit TV dizileriyle avunur hale gelmiştir. Bizim, Halkımızın "bıktığını", "tiksindiğini" sandığımız... Koalisyon Hükümetlerini, Meclis kavgalarını, Bakan istifalarını, güven oyu oylamalarını; bakan ve milletvekili transferlerini görmeyi, TV haberlerinde yeniden seyretmeyi özlüyor ve istiyor, bilinçaltı talebi gösteriyor diye anlamak istiyorum.

Türk Halkı, sessiz, sakin TBMM istemiyor, benim milletvekilim, benim için Meclis kürsüsünden bağırsın, çağırsın, kavga etsin istiyor, olmalı... Cüneyt Arkin filmleri izleyen Halkımız, aynı heyecanla Mecliste dövüşen vekilleri de kendi kahramanı olarak benimsiyor olabilir...

Sandığa gitme, gidip de boş oy kullanmaları başka nasıl açıklanabilir? Güçlü İktidar, Güçlü Cumhurbaşkanı Hükümetinden uzaklaşan seçmenin bu tavrını sadece maaş düşüklüğüne tepki verdi şeklinde açıklamak bence yetersiz olur. Sürekli zirve toplantılarında görülen ve memur niteliğindeki bakanlarla Türk Halkının siyasal heyecan ve siyasal tatmin bulamadığını ve yaşayamama eksikliği çektiğini de söylersek çok yanılmış olmayız.

Bu konuda son bir noktaya daha değinelim: Kadınların, gençlerin ve emeklilerin ekonomik sorunlarına da illa ki bir çözüm üretilmelidir. Diyelim ki, emeklilerin durumunu düzeltmeye para bulamadınız, kolayı var. Kaldırın özelleştirme yasasını, Allah'ın emri değil ya, inşaat sektörüne verdiğiniz desteği, kalkınmada öncelikli yörelerde kamu şirketleri ve kamu yatırım ve fabrikaları kurmakta kullanın...

Her emeklinin maaşına seyyanen 10 bin TL artış verin, 5 bin TL'sini nakit verirken 5 bin TL'sini de kurduğunuz fabrika veya kamu şirketlerinin hisse senetlerini pekala verebilir böylece ödeme yapmış olabilirsiniz. Emeklileri şirket ortağı yapmış olduğunuz gibi, kar payı beklentisine de sokmuş olursunuz, ve hatta 3 veya 5 senede bir bu fabrika ve şirketlerde ürettiğiniz istihdam kadrolarına da; korucu ailelerinde, şehit ailelerinde olduğu gibi, emekli ailelerine tahsis vaadi getirebilir, pekala uygulayabilirsiniz. Emeklinin yakını; oğlu, kızı, torunu gibi, bu sistemle sermayeyi ve serveti tabana da yaymış olursunuz. Sosyal devlet olma gerekliliklerinden birini de böyle çağdaş bir şekilde uygulamış olursunuz. Yeter ki gönül vermek istesin, yasal ve meşru bir yol, alternatif illa ki bulunur. Nasıl ki; "Demokrasilerde çare tükenmez..."

Önemli olan, AK Parti iktidarı değildir. Türk Halkı değiştirmeye karar vermiştir, artık. Aynısını tekrar ettiremezsiniz, bu siyaset sosyolojisinin de bir gerçeğidir. Belki "Yeni Orta Sağ"ı müştereken oluşturabilirsiniz. Dünya artık Amerikan Sağını da istemiyor. Ancak Amerika, Türkiye'de her ne hikmetse "Türk Solu"nu istiyor. Şayet CHP Türk Solu ise, bu durum küresel bir açmaz, küresel bir çelişkidir.

KÜRESEL BİR AÇMAZA, KÜRESEL BİR ÇELİŞKİYE Mİ ZORLANIYORUZ?

Gökyüzünde ve uzayda bütün yıldızlar, gezegenler ve galaksiler tam bir uyum, tam bir ahenk ve daima bir hareket içindedirler... Ancak yeryüzünde küresel güçlerin insanlığı küresel bir çelişkiye ve küresel bir açmaza doğru zorladıklarını da görüyoruz. Yoksa her harekette ve her yeni gelişme ve kımıldayışta, hep bir kriz ve hep bir savaş tehlikesi gözüküp durmaz mı? Bilim ve teknoloji gelişip duruyor. Ama bilimin HUKUK ve BARIŞ tarafı gelişmiyor, en azından güdük kalıyor. Anlaşılan; Amerikan Emperyalist Sağı, Türkiye'de iktidarı da, muhalefeti de sırayla dizayn edip, sırayla kullanmak istiyor. Ancak Türk Halkının derin sularında daima bir Amerikan muhalifliği ve Amerikan nefreti vardır. 31 Mart 2024 Mahalli İdare seçimlerinde bir öfkeyle oyların çoğunun Türk Solu'na, CHP'ye verilmiş olması, demek oyların orada kaçıcı olduğu anlamına gelmez. Bu, uyarı aynı zamanda; "kendine gel, kendine gel artık!!!" çağrısıdır.

SONUÇ: Kazananlar da, kaybedenler de Türk Sağı'na talip olanlar da, Türk Halkının sağduyusunu, şiirini, seçimini iyi okumalı ve anlamalıdır. Siyaset kendine ve halka seçtirmek değildir. Siyaset, zora rağmen kolaylık ve yüksek sanattır... Okuyanlara selam ve saygılar...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şükrü Çakır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hürkuş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hürkuş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hürkuş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hürkuş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.