Beyaz Türk Efsanesi

Ülkemizde "Beyaz Türk" diye bir kavram var. Aslında "vardı" demek daha doğru.

Beyaz Türk, büyük şehirlerde yaşayan, maddi durumu iyi, eğitimli ve laik kesime yakıştırılan bir kavramdır.

Bu kesim eğitimli, entelektüel seviyesi yüksek olduğu için, toplumdaki karar mekanizmalarında da etkili olmuşlardır..

Bu kesime en büyük eleştiri, hatta düşmanlık, muhafazakar örgüt, dernek ve partilerden gelmiştir. Muhafazakarlar, "Beyaz  Türk" derken, bu kesime nefretleri yüzlerinden okunmuştur..

Muhafazakarlar ve siyasal İslamcılar, beyaz Türklerin kendilerini aşağıladıklarını söyler ve onların zenginliklerini, başarılarını her zaman sorun ederlerdi. 

Aslında "Beyaz Türk" denen kesim, eğitim görüp ülkenin yönetim mekanizmalarında yer edinmiş vatandaşlarımızdı. Bu kesime dahil olmak için doğuştan zengin olmak gibi bir özellik gerekmiyordu. "Eski" dedikleri Türkiye'de eğitimde fırsat eşitliği olduğu için, köydeki bir öğrenci de hilenin yapılmadığı yüksek öğretim sınavlarında başarılı olup üniversitede eğitim görüyordu. Mezun olduktan sonra, girdiği devlet memurluğu sınavlarında yeterli puanı alırsa devlette bir kadro sahibi oluyordu ya da özel sektörde uzmanlığı alanında bir işe giriyordu. Üniversite dışında, entelektüel olarak da kendini yetiştiren bu kişiler ülkenin önemli kadrolarında yer edindiler.

Sinemaya, tiyatroya, konserlere gidip, kafelerde oturan ve büyük şehirlerde yaşayan bu kişiler "Beyaz Türk" diye adlandırıldı kimilerince.

Büyük şehirlerdeki renkli yaşam, tutuculuğu törpüledikçe ve toplumda bir özentiye yol açtıkça, muhafazakarlar "okumuş insanlara" ve büyük şehirlerde yaşayanlara tepki gösterdiler.

Doktorlara, öğretmenlere saldırmalar hep bu tepkinin sonucuydu. "Yeni" dedikleri Türkiye'de bir profesör " ben cahil ve okumamış kesimin anlayışına güveniyorum bu ülkede. Ülkeyi ayakta tutacaklar, okumamış cahil halktır" diyebildi.

Bu ortamdan güç alan bir kişi de "artık doktor döver duruma geldik" dedi.

Yani "Beyaz Türk"  okumuş, işinde başarılı olmuş, zenginleşmiş, ülkenin yönetiminde yer alan kişilerdi.

Bu kesime, siyasal İslamcı ideolojisinde olanlar hep kin tuttu. Çünkü kendileri özellikle kızlar için okumayı uygun görmüyor, imam hatip dışında okul istemiyor ve din kurallarına göre bir yönetim ve yaşam düşlüyorlardı.

Bu yaşamı savunmayanlar da onların gözünde "Beyaz Türk" oluyordu.

Onlara göre Demirel, Özal, Ecevit de "Beyaz Türk". Çünkü din devletini savunmuyorlardı.

AKP iktidara gelip, siyasal İslamcılar yönetimde yer alıp iktidar nimetlerinden faydalanmaya başlayınca "Beyaz Türk" eleştirisini unuttular.

Aldıkları belediye ve devlet ihaleleri ile zenginleşince, en lüks yerlerde yaşamaya başladılar. Giyimleri değişti, çocukları özel okullarda ya da yurt dışında eğitim görmeye başladı.

Artık ülkenin yönetim kadrolarında yer aldıkları için, "Beyaz Türk" ü kıskanmaktan vazgeçtiler. Çünkü söz ve para sahibi onlardı.

Yetki, para sahibi oldular ama bir eksikleri vardı. "Entelektüellik". Paranın, gücün sarhoşluğundan bu eksikliklerini gidermeye gerek görmediler.

Bu eksiklik onların diğer insanlara yüksekten bakmasına, hatta onları aşağılamasına neden oldu. Saygınlığı konuşmalarıyla, bilgileriyle kazanamayınca, paranın  imkanlarıyla gösteriş yapıp, saygı ve itibar edinmek istediler. Kendilerini o kadar kaybettiler ki kendilerinin şatafatlı yaşamını eleştirenlere "gecekondu kafalılar" demek cesaretini gösterdiler. Yani kendilerine oy veren halkı küçümsediler. Tabii, kendileri artık üstün ve ayrıcalıklı olmuşlardı.

Istakozlar, lüks saatler, son model arabalar, özel uçaklar pahalı yaz tatilleri onlara itibar getirmedi. Ters tepti.

Yıllardır "Beyaz Türk" eleştiriyle beslenen bu kişiler halkın gözünden düştü, inanırlıkları sorgulanmaya başlandı.

Çünkü "Beyaz Türk" dedikleri kişilerin belediyeler ile hayatlarına dokunduğunu, maddi zorluklarına çare aradıklarını  gördüler. Yaşadıkları yoksulluğun "Beyaz Türk" diye nitelenen kişilerden değil, yanlış yönetimden geldiğini fark ettiler.

Böylece "Beyaz Türk" efsanesi de artık bitti.

Halk artık yanında duranın dinine, zenginliğine, partisine, ideolojisine bakmıyor.

Halk samimiyet, doğruluk ve güven istiyor.

Halk "insanca" bir yaşam istiyor.

Bir kesime düşman olmanın karın doyurmadığını anladı halk.

Bu yüzden halk, barış, dayanışma  içinde "insanca"  bir yaşam istiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Alpaslan Şefkatli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hürkuş Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hürkuş Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hürkuş Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hürkuş Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.